İyi ki kitaplar var...

İyi ki kitaplar var...

19 Ağustos 2014 Salı

Amin Maaoluf - Afrikalı Leo



Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa Sayısı: 373

Puanım: 8/10


Sosyal bilimlere her zaman ilgim oldu. Özellikle coğrafya ve tarihe. Zaten okuduğum bölümde bu iki disiplinin arasında kalan bir bölüm. Amin Maaoluf'un 'Afrikalı Leo' kitabı da bu iki bilimin kesiştiği bir noktada bulunuyor. 
Niçin böyle dedim ? Kitap gerçek ismi al-Hasan ibn Muhammad al-Wazzan al-Fasi ya da ona Roma' da takılan ismiyle Afrikalı Leo'nun, bir seyyahın, gezginin hikayesi. Öncesinde müslüman olan ama sonrasında Hristiyan olan bir gezgin. Yani tarihi olaylara tanıklık ederken bir seyyahın hikayesini okuduğunuz için çok ülke göreceksiniz.

Kitap 4 bölüme ayrılmış. Leo'nun hayatında büyük öneme sahip kentlerin ismi verilmiş dört bölüm.


  • Granada Kitabı,
  • Fas Kitabı,
  • Kahire Kitabı,
  • Roma Kitabı

Dönemsel olarak Granada ve Fas'ta yaşadıkları çocukluk-gençlik dönemini, Kahire ve Roma olgunluk dönemini anlatıyor. Kitap Gırnata'da  yani bugünkü ismiyle Granada'da başlıyor. O dönem Müslümanların egemen olduğu Endülüs devri İspanyası. Ardından yaşanan savaşlar, göçler ve Leo'ya Fas, Kahire ve Roma yolları inanılmaz tesadüflerle açılıyor. 
Kitap gerçekten yaşamış bir kişinin biyografisi gibi görünse de bir roman olduğu unutulmaması gereken eserlerden. Çünkü Amin Maooluf'un bununla birlikte okuduğum üçüncü kitabı oldu ve inceden bir Anti-Türk propagandası yaptığını düşünüyorum. İnsanların tarihi romanlara bir gerçeklik gibi sarılmaması gerekir ama bazen inanmak istenilen şey kitaptaysa buna inanan kişi sayısı oldukça fazla olur.
Kitap dönem olarak 15. ve 16. yüzyıllar arasında geçtiği için Osmanlı ve Türk kelimelerini duymamamız biraz olanaksız olur. Keza Amin Maaoluf'un bu kitabında da Türk ve Osmanlı geçiyor. Hem de ne biçim !
15. ve 16. yüzyıllar Osmanlı Devleti'nde yönetimde Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi büyük padişahların yer aldığı bir aralık. Kitapta Leo -o dönemde daha ismi Hasan- Kahire'deyken Yavuz'un Mısır'a fethine tanık oluyor. Tabi bunu Amin Maaoluf bir romancı gibi biraz abartarak ve bence yanlı aktarıyor. Türkleri ve Yavuz'u kana susamış vampirler gibi göstermek sanırım patolojik bir durum. 
Kitap bir seyahatname gibi ilerliyor. Tahmin ediyorum ki Amin Maooluf Afrikalı Leo diye anılan kişinin seyahatlerinde gördüklerinden derlediği kitabı okuyup bu romanı yazmış.  Ama kitap yanlı tutumuna rağmen keyifle okunuyor. Yalnız keşke Amin Maaoluf Roma ile ilgili kısımları kısa tutsaymış. O bölümlerde kitaptan çokça koptum.

Şimdi kitabı iyi kötü anlattık. Son bir özet yapmak lazım gelirse. Güzel bir dili var, tarihi bir yapıt olduğu için her zaman eleştirilere de maruz kalacaktır bence. Çevirisi kötü değil. Tarihsel simalara büyük göndermeler de mevcut. Bu yüzden fanatik kimseler okurken pek iyi anmayabilirler Amin Maaoluf'u. 


Afrikalı Leo'yu okuyup bir gezgin olduğunu öğrenince hemen araştırmaya başladım internette. Ve hakkında hazırlanan müthiş bir çalışma olduğunu öğrendim. Natalie Zemon Davis isimli kültür tarihçisinin bu vatandaş hakkında önemli bir çalışması var. Ve ilk gördüğümde inanamadım ama Türkçe'ye çevrilmiş. Hatta basılmış. Hatta şu an halen satışı yapılıyor !


Yine Afrikalı Leo ismi ile satılan kitap ''al-Hasan ibn Muhammad al-Wazzan al-Fasi'nin'' ya da Afrikalı Leo'nun hayatı ve gördükleri hakkında daha 'objektif' bilgi edinmek isteyenlerin faydalanacağı bir kaynak olabilir. Şahsen ben kısa vadede olmasa bile ileride kitaplığıma eklemek niyetindeyim. Tıpkı İbn Battuta Seyahatnamesi'ni ekleyeceğim gibi. Yapılan bu çalışma Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından halen satılıyor. Hemen aşağıya ürünün linkini ekliyorum.


Herkese keyifli okumalar !

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Ahmet Ümit - Beyoğlu Rapsodisi




Yayınevi: Everest Yayınları

Sayfa Sayısı: 408

Puanım: 8/10





O ne muhteşem final öyle.

Bu kitap hakkında ekşi sözlükte yapılan yorumlarda ''Beyoğlu Tanıtım Rehberi'' gibi bir ifade vardı. Buna katılmakla beraber bu durum benim hoşuma gitti. Evet Beyoğlu'nu ve orada ki binaları, mekanları tanıtan sayfalar vardı. Ama kitabın ismi de Beyoğlu Rapsodisi. Yani bu kitap, bu cinayet Beyoğlu ile ilgili olmalıydı. Bu yüzden ''Beyoğlu Tanıtım Rehberi'' eleştirisine katılmıyorum. O ayrıntılar bence kitaba karakterini katmış. 
Kitapla ilgili olumsuz eleştirim ise diyaloglar konusunda olabilir. Kişilerin birbirleri ile olan konuşmalarını beğenmedim. Yani olmamıştı. Gerçekçi değildi. Beyoğlu'nu, Beyoğlu'nun sokaklarını anlatırken ki gerçeklik konuşmalarda kaybolmuştu. İlk başta bu durum rahatsız etti beni. Ama sonrada alıştım.

Ahmet Ümit'ten okuduğum ikinci kitaptı bu -ilki Sultanı Öldürmek- ve bu tahminim ne derece doğru bilemeyeceğim ama Ahmet Ümit cinayet dışında ki bir sürü ayrıntıyı anlatıyor. Sonrada olayı cinayete hiç olmadık bir yerde bağlıyor. Bu da kitaplarının sayfa sayısı bakımından hacimli olmasına neden oluyor. Değişik bir tarz. Ama ben sevdim.

Keyif aldığım, son sayfalarını soluksuz okuduğum. Keyifli ve sürükleyici bir kitap oldu Beyoğlu Rapsodisi.

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü










Yayınevi: Dergah Yayınları

Sayfa Sayısı: 395

Puanım: 10/10




Bence mizahi, distopik, Türk toplum yapısını eleştiren ve insan ilişkilerine yakından bakan bir eser. Bu cümle aşağı yukarı benim çıkarımım olur bu kitapla ilgili.

Niye mizahi ? Hayri İrdal karakterinin iç konuşmaları, insanlar hakkında ki -kendine sakladığı- yorumları komik ve eğlenceliydi. 

Niye distopik ? Çünkü distopya türü eserlerde görmeye alışkın olduğumuz normal yaşamda bulunmayan bir kurum örneği burada da var. Kitaba ismini veren 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü'. Ama bu distopik kurum dünya edebiyatında ki diğer örnekler gibi felaket sanaryosu ve kaos üzerinde konuşlanmamış. Ahmet Hamdi Tanpınar burada mizahtan faydalanmış. Yani 'Ağlanacak halimize güldürmüş'.

Türk toplum yapısını da eleştiriyor. Eski kafalı diye eleştirilen kesim bu kitapta da mevcut. Klişe olarak Doğu-Batı çatışması burada da işlenmiş. Ayrıca Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü tarihi bir temele dayatma meselesini ben kurulan yeni Türk Devleti'nin kendine ata,soy aramasına benzettim. 

İnsan ilşikileri açısından müthiş bir paragraf vardı kitapta.

Hiç boks maçına gitmediniz mi? İlk önce bakamayız bile! Sonra birdenbire heyecanlanırız, bir tarafı tutarız. Bir an evvel, kâfi derecede kuvvetli olmamasına kızarız, haykırırız. Haydi!.. deriz, daha kuvvetli! Daha müthiş!.. deriz ve öyle olmadığı için üzülürüz. Fakat hangimiz o esnada o adamın yerinde bulunmayı isteriz? Hiçbirimiz, değil mi? Bunlar da öyle işte… Mücadeleyi bizim tarafımızdan seyrettiler. Ve bizi alkışladılar. O anda çok samimi idiler. Fakat şimdi siz, “Ringe buyurun!” deyince iş değişti. Burada kendi menfaatleri, kendi emniyetleri var! 


Kısaca harikaydı !