İyi ki kitaplar var...

İyi ki kitaplar var...

7 Kasım 2016 Pazartesi

Rıfat Ilgaz - Karartma Geceleri





Kitabın Adı: Karartma Geceleri

Okuduğum Baskı ve Tarihi: VII.Baskı - Mart 2015

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Sayfa Sayısı: 269

Kitabı Bitirdiğim Şehir: İzmir

Puanım: 10/10


-Arka Kapak-

İkinci Dünya Savaşı’nın sınırlarımıza dayandığı 1944 yılı. Ülkede, ekmek, şeker, yakacak gibi temel ihtiyaç maddeleri karneye bağlanmış, dışarıdan gelebilecek ani baskınları önlemek amacıyla geceleri her yerde karartma uygulaması başlamıştır. Şairlere, yazarlara, düşünürlere baskı uygulanan bir dönemdir aynı zamanda.

Bu sıkıntılı günlerde, bir aydın, şair ve edebiyat öğretmeni olan Mustafa Ural yazdığı ve toplatılan şiir kitabı nedeniyle aranmaktadır. Sağlık problemleri vardır ve hemen teslim olmak istemez. İstanbul’un soğuk ve karartılmış sokaklarına, eş dost evlerine sığınır. Tutuklandığı zaman savaş bitmiştir, ama savaş yıllarının Türkiye’de bıraktığı izler daha uzun süre silinemeyecektir.

Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri'nde Mustafa Ural’ın kaçış öyküsünü anlatırken, savaşın etkisindeki ülkemizin 1940’lı yıllarına da ışık tutuyor.

-Değerlendirme-

Merhaba. KPSS denen ömür törpüsü sınavla geçirdim koca bir yılı. Ve bu sınavdan şu an için kurtulmam zor gözüküyor, maalesef. Bu sebeple kitap okuyamamak koyuyor adama! Ama ben daha fazla dayanamadım ve Karartma Geceleri'ne başladım ve bir çırpıda bitirdim. Dedim ne zamandır blogada uğramaz olmuştum uzun ve doyurucu bir yazı ile taçlandırayım bu keyfimi.

Karartma Geceleri tam bir dönem romanı. Işık tuttuğu dönem ise 1940'lı yıllar. Yani İkinci Dünya Savaşı Türkiye'si. Hal böyle olunca ben de 2.Dünya Savaşı, savaşın etkilerini iliklerine kadar hisseden Türkiye ve kitapta da geçen bazı olayları bu yazıda anlatmak istedim. Öncelikle 2.Dünya Savaşı'ndan başlayalım öyleyse.

1.Dünya Savaşı Avrupa milletlerine yetmemiş olacak ki bir yenisine giriştiler. Ve bu kez daha kanlı biçimde. 1.Dünya Savaşı sonrası Almanya ile imzalanan Versay anlaşması çok ağır bir anlaşma idi. Bize dayatılan Sevr gibi! Almanya koşulsuz teslim olduğu için bu ağır anlaşmayı imzaladı ve büyük sıkıntılar çekti. Böylesi bir dönemde size refah, huzur, yeni topraklar ve ekmek vereceğim diyerek kendi içinde akıllı bir söylem tutan Adolf Hitler'in iktidara geçmesi sürpriz olmayacaktı.



İktidara demokratik yollarla gelen Hitler demokratik olmayan tutumlar ile ülke içindeki tüm muhalefeti sindiriyor ve kendi diktatörlüğünü ilan ederek kendisini Führer yani tek lider ilan ediyordu. Adolf Hitler'in oyun oynamayı seven bir kaçık olduğunu düşünen İngiltere Almanya'nın ''küçük devletçiklere''yaptığı işgallere göz yumuyordu. Ta ki 1 Eylül 1939'daki Polonya işgaline kadar. Ve 1 Eylül 1939 günü yeni bir dünya savaşımız vardı.(Bana göre Avrupa savaşı, ilk anda tabi)

Peki ya Türkiye'de bu sırada neler oluyordu? Ülkemizde Milli Şef dönemi diye de geçen dönemde denge siyaseti güdülmeye çalışılıyordu. Türkiye savaşa girmek niyetinde değildi. Ama hem SSCB hem de Almanya'nın olası bir işgaline karşı tedbirler almak gerekiyordu. Ülkedeki neredeyse tüm erkekler silah altına alındı. Ekmek karne ile dağıtılmaya başlandı. İnsanlar silah altına alındığı için üretim düştü, devlet ekonomik açıdan zayıfladı. Karaborsa başladı. Hükümet baktı ki işin içinden çıkamıyor antidemokratik bir tutum ile Varlık Vergisi almaya başladı. Türkiye savaşa fiilen katılmadı ama savaşın etkilerini çok derinden hissediyordu... Milli Şef İsmet İnönü sert tedbirler alıyor yükselen Alman ırkçılığının bir yansıması olan Turancılığa ses çıkarmıyor, toplumcu diye bilinen ve solcu olan yazar ve aydınları baskı altına alıyordu. İşte böylesi bir dönemde 1941 yılında İstanbul dahil 6 ilde sıkıyönetim ilan edildi.


Burada siyasi tarihe biraz ara verip kitaba dönelim. Kitabın ana karakteri olan Mustafa Ural'da dönemin büyük muhaliflerinden olan Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet gibi toplumcu bir şair. Hatta yazdığı bir kitap toplatılıyor. Bu sebepledir ki sıkıyönetim tarafından hakkında tutuklama kararı çıkarılıyor. Ama o emniyete gidip yakalanmaktansa kaçmayı, saklanmayı, gerçek dostlarını bu sayede öğrenmeyi yeğliyor. Karartılmış İstanbul'da seyahate çıkarıyor bizi... Hazır karartmadan bahsetmişken gelin şimdi de romanın ismine bir göz atalım. Niçin Karartma Geceleri?

Türkiye hem insanını hazırlamak hem de Alman ve SSCB devletlerinin hava saldırılarından korunmak için karartma uygulaması yapıyordu. Özellikle kuzey kesimlerde yapılan bu uygulama ile hava saldırılarından korunuluyordu. Rıfat Ilgaz'da bu durumdan oldukça etkilenmiş olacak ki böylesi bir isim vermiş kitabına. Yeri geldi söyleyeyim okuduklarıma göre bu kitap Rıfat Ilgaz'ın hayatından bir kesit gibiymiş. Yani otobiyografik bir roman. Ya da Mustafa Ural o mu dersiniz, kim bilir.

Eveeeeet en son nerede kalmıştık hah sıkı yönetim ilan edilmişti ülkede ve ne kadar radikal görüşlü varsa topluyordu hükümet! Savaş 6 yıl sürdü. İlk 3 yıl müthiş bir Alman ilerleyişi varken ikinci üç yılda ABD'nin savaşa girmesiyle savaş müttefikler lehine işlemeye başladı. Alman geri çekilişi hızlanırken Türkiye'de de Turancı düşüncedeki isimler kontrol altına alınmaya başlıyordu. Bu dönemde görülen bir davanın izlerini romanda da görebiliyoruz. ''Irkçılık-Turancılık'' davası.



Davanın iki önemli muhatabı Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihal Atsız. Kitaptaki karakterimiz Mustafa Ural Sabahattin Ali'den yana tabi ki. Dava kısmen sonuçsuz kalıyordu. Artık savaş bitmek üzereydi ve Avrupa, Türkiye değişiyor. Normale dönüyordu. Tabi karakterimiz Mustafa Ural'da...

Mustafa Ural isimli bir edebiyatçının hapishanedeki anlatımı ile başlayan ve sahi ben nasıl düştüm buraya sorusu ile flashback yaparak bizi geçmişe döndüren Karartma Geceleri leziz bir edebiyat şöleni. Tamam İkinci Dünya Savaşı'nın ülkemize yansımalarını bekliyordum bu kitapta ama bu kadar gerçekçi bir anlatım beni çok mutlu etti. Edebi açıdan aşırı tatmin oldum. O dönem ki kişi, kurum ve olaylara da ışık tutuyor oluşu kitabın ismine karşı bir ironi sanırım. Ayrıca Karartma Geceleri'nin de aynı Mustafa Ural'ın şiir kitabı gibi zamanında toplatılmış olması yazar-karakter bütünlüğünü arttıran etmenlerden olsa gerek.

Artık yazıyı bitirme vakti. Uzun süredir kitap okuyamayan beni oldukça mutlu eden bu kitabı kesinlikle okuyun. Bunu yürekten istiyorum sizlerden. Ayrıca az kaldı unutuyordum aynı isimle çekilmiş bir de film var! Tahmin edin bakalım bu türden filmlerin başrol oyuncusu kim olur? Evet, doğru tahmin Tarık Akan!


Yusuf Kurçenli tarafından 1990 yılında uyarlanan film birçok başarıya imza atmış. 9. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde en iyi Türk filmi, Antalya Şenliği'nde 2. film olurken halk jürisi tarafından da 1. seçilmiş. Ayrıca 1992'de Yunus Nadi en iyi film ödülünü almış. Venedik Film Festivali'ne de giden Karartma Geceleri, İspanya Saint Sebastian Film Yarışması'nda Jüri en iyi film ödülünü kazanarak harika başarılar elde etmiş.


Herkese keyifli okumalar yaptığı, edebiyattan hiç kopmadığı ve geleceğe umutla bakabildiği günler dilerim. Kitapla kalın, hoşça kalın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder